Kaygılı Üretici
Bu metinde yer alan kişi, sürecin mahremiyeti nedeniyle anonimleştirilmiş ve bazı ayırt edici unsurlar değiştirilmiştir.
Defne o akşam sektör etkinliğinde ayakta, elinde kahvesiyle sohbet ederken bir an her şey olması gerekenden hızlı ilerledi. Yanındaki bir katılımcı, içten bir merakla sordu:
“Bu arada anlattıklarınız çok ilginç. İşlerinizi nereden görebilirim?”
Defne adını söyledi. Karşısındaki kişi LinkedIn’i açtı. Ekrana “D-e-f-n-e” harfleri düşmeye başladı.
İşte o an.
Arama motorunun otomatik tamamlama çubuğunda kendi isminin belirmesine kalan yarım saniyede Defne zihninden en az elli cümle geçirdi:
“Şimdi orada ne görecek…
Aslında fikirlerimi geliştirme aşamasındayım…
Bu dönemde çok paylaşmadım çünkü ürünün dili tam oturmadı…
LinkedIn’e daha yeni ısınıyorum…
Aslında bakmasanız da ben size anlatsam çok daha iyi olur…
Kurucuların erken aşamada çok görünür olması yanıltıcı olabiliyor…
Aslında şirketimizdeki dönüşüm devam ediyor, o yüzden henüz dışarı dökmedim…”
Ve bütün bu cümleler yalnızca birkaç saniye içinde gerçekleşti.
Oysa karşısındaki kişi sadece merak etmişti.
Arama çubuğunda tüm harfler belirmişti. Karşısındaki adının üstüne tıkladı. Defne kendi profil fotoğrafını görünce bir an gözlerini kaçırdı. Sanki o fotoğraf, onun bugününü değil, eksikliliklerini temsil ediyordu.
“Ben hâlâ hazır değilim” hissi boğazına oturdu.
Orada, o etkinlikte, kalabalığın içinde, yalnızca bir isim araması yapılırken Defne şunu fark etti:
Kaygısı içerik üretmekle ilgili değildi. Kaygısı, kendini görünür kılmanın gerektirdiği açıklığı taşımaktı.
Kendi adına yapılan bir aramanın bile onu gerdiği bu sahne, Quarter Growth Brands™ sürecinin başlangıç noktası oldu. Çünkü bir kurucunun görünürlüğe direnci, çoğu zaman dış dünyadan değil, kendi iç dünyasındaki “yanlış temsil edilme” korkusundan doğar.
Defne de tam olarak bunu yaşıyordu.
Ve o gece, etkinlikten çıkar çıkmaz kendine şu cümleyi not etti: “Ben konuşmaya hazırım. Ama görünmeye henüz değil.”
Sürekli Gelişen Zihnin Sabitlenme Korkusu
Defne hızlı düşünen bir kurucuydu. Bir fikri söylerken, o fikrin iki ay sonra başka bir forma dönüşeceğini biliyordu. Bu dönüşebilirlik onun zekâsının en belirgin özelliğiydi.
Fakat sosyal medyada veya profesyonel iletişimde fikirlerin sabitlenmesi gerekiyordu. Paylaşılan içerik, o günün düşüncesiydi. Oysa Defne bir gün içinde bile gelişebilen, evrilebilen bir zihne sahipti.
Bu nedenle iç dünyasında bir çatışma oluşmuştu:
“Ben değişkensem, paylaştıklarım nasıl sabit olabilir?”
Bu kaygı yüzünden üretip saklıyor, tasarlayıp kaldırıyor, yazıp silip yeniden yazıyordu. Eksikliği üretimde değil, temsil edilme korkusundaydı.
Bu, Kaygılı Üreticinin en çekirdek duygusudur.
Pazarın Görmek İstediği Lider, Kendini Gizleyen Kurucu
Defne’nin pazarı netti: B2B dünyasında liderlik ancak görünürlükle pekişiyordu. Derinlik takdir ediliyordu, evet. Ama derinliği göstermek, yalnızca ekip toplantılarında değil, dışarıda da gerçekleştirilen bir eylemdi.
Pazar şunu istiyordu:
“Bize yol gösteren kurucuyu görmek istiyoruz.
Ne düşündüğünü bilmek istiyoruz.
Hangi soruları çözdüğünü görmek istiyoruz.”
Defne ise şunu hissediyordu:
“Ya düşündüğüm şey gelişirse? Ya eksik görünürsem?”
Bu zıtlık nedeniyle markası büyüyordu ama sesi büyüyemiyordu. Ve bir kurucunun sesi büyümediğinde marka da bir noktada duvara çarpar.
Bu nedenle Quarter Growth’un burada çalıştığı kas, içerik ritmi değil, liderin ifade güveni oldu. Çünkü günün sonunda, doğru insana yanlış reçete vermek, semptomları iyileştirip hastalığı görmezden gelmek işleri sadece kötüleştirir. İçerik takvimi verip her gecikmede ‘hesap soran’ bir sistem kurmak sadece başarısızlık duygusu yaratır. Burada güzelleştirmek istediğimiz nedir? Yükü hafifletecek o doğru destek nasıl sağlanır?
Birinci Ay – Kaygının Anatomisini Ortaya Koymak
Derin analizlerde fark edilen şey şuydu: Defne’nin kaygısı performans kaygısı değildi. Onu korkutan, kendini yanlış temsil etme ihtimaliydi.
Bu nedenle bir içgörü çalışmasında ona şu soru soruldu:
“Düşüncelerin değişirse bu, paylaştıklarını geçersiz mi kılar, yoksa geliştirir mi?”
Defne konuşma boyu sessiz kaldı, dinledi. Sonra ilk kez kendi içinde bir noktaya dokundu:
“Sanırım fikirlerimin değişmesini yanlışlık sanmışım. Aslında değişim benim işimin gereği.”
Bu farkındalık, görünürlüğü sabitlik değil, süreç olarak yeniden konumlandırdı.
Quarter Growth’un Güvenli İfade Mimarisini Kurması
Defne’nin ihtiyacı şevk değil, güvenlik duygusuydu. Bu nedenle görünürlüğünü cesaretle değil, mimariyle güçlendirdik.
A) İfade Katmanları: Düşüncenin Evrilmesine İzin Veren Dil Çerçevesi
Her içeriği üç katmana ayırdık:
Bugünün perspektifi
Gelişmeye açık taraf
Gelişirse nasıl okunması gerektiği
Bu, Defne’ye düşüncenin esnekliğini korurken yine de görünür olabileceğini gösterdi.
B) Sabit Cümle Bankaları: Eleştiri Anında Zihni Koruyan İskelet
Defne’nin zihnini rahatlatan bazı “çerçeve cümleleri” oluşturduk. Bunlar onun görünürlük anında kendini daha güvende hissetmesini sağladı:
“Bu perspektif gelişmeye açıktır.”
“Bu içerik bir varış değil, bir düşünme sürecinin parçasıdır.”
“Bugünkü halim böyle düşünüyor.”
Bu cümleler onun iç sesini sakinleştirdi.
C) Güvenli Paylaşım Protokolü
Her gönderi için üç adımlık bir kontrol mekanizması kurduk:
Neyi söylüyorum
Neyi söylemiyorum
Neyi söylemek istemiyorum
Bu çerçeve görünürlüğü ona karşı tehdit olmaktan çıkardı.
D) Eleştiri Tetikleyicisi İçin Duruş Tasarımı
Eleştiri geldiği anda gerilmesini engelleyecek bir işaret sistemi oluşturduk: Eleştirinin türü, amacı ve bağlamı üç saniyede okunabiliyordu.
Defne’nin yorumu şöyle oldu:
“Artık eleştiriden kaçmıyorum çünkü neyle karşılaşacağımı biliyorum.”
Üçüncü Ay – Görünürlüğün Kapısı Aralanıyor
Üçüncü ayın ortasında Defne ilk kez masaya oturdu ve dört içerik arka arkaya çıktı. Artık amacı kendini mühürlemek değildi; düşüncesinin akışını paylaşmaktı.
“Paylaş” tuşuna bastığında parmağı titremedi. Çünkü bu kez dünyaya sabit bir şey bırakmıyordu; evrilen bir düşüncenin izini bırakıyordu.
İlk kez geri dönüp içeriğini silme isteği de gelmedi. Sıradaki içeriğe yer açan bir rahatlama vardı.
Bize şunu söyledi:
“Görünmek artık düşündüğüm kadar ağır değilmiş.
Doğru çerçeve olunca görünürlük tehdit olmuyor.”
Çeyrek Final – Kendine İzin Vermenin Gücü
Programın sonunda Defne’ye etkinlikte yaşadığı o anı hatırlattık. Arama çubuğuna adının yazıldığı, nefesinin daraldığı, telefon ekranından gözlerini kaçırdığı o anı.
Bu kez gülümsedi.
“Ben değişen biriyim. Artık düşüncelerimin de değişmesine izin veriyorum. Görünür olmak sabitlik değil, devamlılıkmış.”
Sonra yumuşak bir cümle kurdu:
“Artık sesimi saklamıyorum. Çünkü sesimin değişmesi beni rahatsız etmiyor.”
Ve biz içimizden şunu düşündük:
Quarter Growth lideri hiç korku duygusu duymayan biri yapmaz. Korkularıyla beraber cesur olabileceği alanları nazik bir profesyonellikle görünür kılar. Lider de kendi sesini içinin pusulasıyla anlatısına taşır.