Sessiz Ama Güçlü Profesyonel

Bu metinde yer alan kişi, sürecin mahremiyeti nedeniyle anonimleştirilmiş ve bazı ayırt edici unsurlar değiştirilmiştir.

Bir Otel Odasında Bırakılan Sessiz İmza

Asya bir mimardı. İçgüdüsel (intuitif) tasarım konusunda neredeyse sezgisel bir yeteneğe sahipti;

Bir odanın kokusundan ışığın açısına,

Gövde hizasından battaniyenin dokusuna,

Yastık yüksekliğinden minibar reyonundaki ürünlerin yenileme maliyetine kadar

her şeyi kurgulardı.

Bir otel odasını onun ellerinden çıkmış hâlde görmek, tasarım değil; duyusal bir deneyimdi. Bu odalarda her şey kendi kendine akardı. Hiçbir şey bağırmaz, hiçbir şey eksik kalmazdı. Asya’nın tasarımlarında incelik vardı, netlik vardı, konforun matematiği vardı.

Fakat bütün bu zekâ dolu ayrıntıya rağmen bir gerçek değişmiyordu:

Odalara her giren yaşadığı deneyime bayılıyor ama proje teklifleri olduğu yerde sayıyordu.

Bunu ilk fark ettiği an, Bodrum’da açılan butik bir otelin açılış gecesinde oldu. Otel sahibi Ahmet Bey tasarımlar hakkında en ince detayı bile keyifle anlatırken yanındakilerin konuşmasını duydu:

“Odalar çok iyi, tasarımlar harika. Sen de paylaşacaksan bütün mobilya markalarını bulup story’me ekledim, bakarsın”

Asya gülümsedi. İçinden geçen ise çok daha derindi:

“Bu işi anlatmak gösteriş gibi geliyor. Oysa bu dengenin ne kadar zor kurulduğunu kimse bilmiyor. Bu markalar arasında beni de etiketlememesine şaşmamak gerek.”

Bu cümle, Sessiz Ama Güçlü Profesyonelin psikolojik çekirdeğidir.

Zanaatin Ağırlığı İletişime Yansıyınca

Asya tasarım yaparken bir ip cambazı gibi yürürdü. Aşırılıkla sadelik, esneklikle maliyet, duygu ile fonksiyon arasında tek çizgide denge kurardı.

Her karar, yüzlerce görünmez hesap içerirdi: yenileme maliyeti, temizliğin ergonomisi, müşterinin temas noktası, renk psikolojisi, alan akışı, bakım kolaylığı,..

Tüm bu bilginin onda yarattığı şey hassasiyetti.

Ve hassas insanlar genelde iki şeye karşı temkinlidir:

  1. Yanlış temsil edilmek

  2. Sığlaştırılmak

Asya sosyal medya için tam da bu sebeple duruyordu. Onun gözünde iletişim çoğu zaman şöyle görünürdü:

“Benim yıllarca kurduğum tasarım dilini 15 saniyelik bir videoya sığdıramam. Herkesin yaptığını da sırf popülerlik uğruna yapamam. Bu çığırtkanlık gibi olur. İş kaliteli ise zaten anlaşılır.”

Bu düşünce temizdi, hatta romantikti. Ama rekabetçi bir pazarda romantizm çoğu zaman görünmezliğe dönüşür.

Pazar Sade Mimarileri Sever, Sessiz Mimarları Değil

Davranışsal iktisatta mere exposure effect diye bir ilke vardır: Bir şey görünür oldukça değer algısı artar.

Görünmez oldukça aynı kalitede bile olsa değeri düşer.

Asya kalite üretirken pazar şunu görüyordu:

Güzel odalar

Başarılı mimari

Bilinmeyen bir yaratıcı

Asya’nın sorunu kişisel değildi, sistemseldi:

İş parlıyor ama hikâye yok.

Hikâye yoksa iş kişiyle bağ kurmuyor.

Bağ olmayınca etki de büyümüyor.

Birinci Ay – Zanaatkârın Psikolojik Haritasını Çıkarmak

Asya ile yapılan ilk psikolojik çalışmada üç şey çok netleşti:

Asya dikkatliydi.

Asya incelikliydi.

Asya seçimlerinde “yapılmayanlar” kadar “yapılanlara” da anlam yüklüyordu.

Bu üç unsur tasarımda güç yaratır. İletişimde ise ağırlık.

Bir cümlesi tüm dönüşümün çıkış noktası oldu:

“Ben işimi anlatmak istemiyorum.

İşimin kendini anlatmasını istiyorum.”

Bu, Sessiz Güçlü Profesyonelin tipik yanılgısıdır. Çünkü iş kendini ancak doğru çerçeve içinde anlatır.

Çerçeve yoksa iş görünmez. Görünmez iş büyüyemez.

Bu noktada Quarter Growth’un hedefi belli oldu:

Asya’yı değiştirmek değil, Asya’nın işinin onun adına konuşabileceği bir iletişim mimarisi kurmak.

Verilerin Sessizce Söylediği Şey

Asya’nın son yıllık çalışmaları incelendiğinde tablo çok ilginçti:

12 butik otel
4 restoran
3 konut projesi
0 case paylaşımı
0 süreç anlatısı
0 tasarım felsefesi hikâyesi
0 öncesi-sonrası
0 iletişim ritmi

Yani Asya biriktiriyordu.

Ama görünürlüğe aktarmıyordu.

Bu noktada en kritik davranışsal içgörü ortaya çıktı:

Sessiz profesyonellerin sorunu üretmemeleri değildir; değerin görünür olmaması nedeniyle müşterinin zihninde “yok” kategorisine düşmeleridir.

Pazarın hafızası sessizliği değil, anlatıyı kaydeder.

Quarter Growth’un Görünürlük Mimarisi – Kişiyi Değil Zanaati Konuşturmak

Asya’nın karşısındaki en güçlü mekanizma “çığırtkanlık korkusu” idi. Bu mekanizma, onu iletişimden uzak tutan kadar iletişim talep eden ses kadar güçlüydü.

Bu nedenle bir denge kurduk:

Asya’yı parlatmadan, Asya’nın tasarım yaklaşımını görünür kılma mimarisi.

Üç yapısal çözüm getirildi:

A) Zanaat Merkezli İletişim: Kişi Sahneye Çıkmadan İş Konuşsun

Onun yerine “ben tasarladım” değil,

“Bu odada şu dengeyi nasıl kurduk?”

“Bu ışık neden böyle çalışıyor?”

“Bu malzeme dokusu neden böyle seçildi?”

“Bu çözümler yatırımcıyı nasıl maliyetten kurtarır?”

gibi zanaat odaklı hikâyeler anlattık.

Bu hem eğitici, hem zarif, hem de tamamen Asya’nın karakterine uygun bir dildi.

B) Doğal Dil Katmanı: Asya’nın Sezgisinin Anlatıya Dönüşmesi

Asya’nın sezgileri güçlüydü.

Bu sezgi dil olarak açıldığında üç katmana ayrıldı:

  1. İlk sezgi – “Işık burada fazla sert.”

  2. Sezginin matematiği – “Çünkü saat 16.00’da açı değişiyor.”

  3. Kullanıcı etkisi – “Misafir kendini daha yumuşak bir atmosferde hissetmeli.”

Bu anlatı sistemi onun doğal dilini koruyarak iletişim üretiyordu.

C) Sessiz Güç Ritmi: İşin Kendini Anlatmasını Sağlayan Sistem

Asya’nın her projesi için şöyle bir görünürlük döngüsü kurduk:

  1. Proje başlamadan önce: “Bu projede neyin peşindeyiz?”

  2. Süreç sırasında: küçük bir malzeme hikâyesi

  3. Proje sonunda: bir önce-sonra

  4. Üç ay sonra: “Bu odanın ekonomi ve bakım performansı nasıl değişti?”

Bu döngü, Asya’nın işini onun yerine konuşturdu. Ve Asya kendisini değil, tasarımını öne çıkarmanın konforunu yaşadı.

Üçüncü Ay – Bir Mimarlık Dilinin Doğuşu

Üçüncü ayın sonunda Asya’nın iletişim panosuna baktığımızda şunu gördük:

  • Zanaat anlatıları

  • Malzeme hikâyeleri

  • Sessiz ama güçlü case dokümanları

  • Onun ritmine uygun sade içerikler

  • Müşterilerinin “bu odada bir şey var” dediği içgörü paylaşımları

Asya bir influencer olmamıştı, olmak istemiyordu da. Ama bu kez tasarımı kendi adına konuşuyordu.

O gün şu cümleyi kurdu:

“Ben iletişim yapmadım aslında.

Sadece emeğimin neden değerli olduğunu görünür kıldım.”

Bu, Sessiz Güçlü Profesyonelin gerçek dönüşümüdür.

Çeyrek Final – Sessizliğin Şekil Değil, Stil Olduğu Yer

Programın kapanışında Asya’ya ilk günkü cümlesi hatırlatıldı:

“İş iyiyse kendini gösterir.”

Artık şöyle diyordu:

“İş iyiyse kendini gösterir, evet.

Ama doğru bir anlatı işinizi sizin adınıza yürütür.

Ben kendimi değiştirmedim.

Dilimi mimarlığıma uygun hâle getirdim.”

Ve biz içimizden şunu düşündük:

Quarter Growth profesyoneli yüksek sesle konuşturmaz. Onun işinin kendi tonunda duyulmasını sağlar. Sessizliği bir eksiklik olmaktan çıkarır, bir imza hâline getirir.

Önceki
Önceki

Yönsüz Yönetici / Kurucu